Üretici firmaların 2. el kiralama operasyonları olmalı mı?
Evet
Hayır
Kararsız
 

Uluslararaı İktisat Terimleri

Okumaktan keyif duyacağınız ve sürekli duyduğunuz iktisat terimleri ilginizi çekecek.

11 Haziran 2009, 19:30

ULUSLARARSI İKTİSAT AÇIKLAMALI TERİMLERİ

Ödemeler Bilançosu (balance of payments)
 

 

 

Döviz girişi ve çıkışıyla ilgili olsun veya olmasın, dış alımla yapılan tüm ekonomik işlemler ödemeler bilançosuna kaydedilir. Bu işlemler iki türlüdür. Bir kısmı ülkeye döviz girişi sağlar veya ülkenin dışarıdaki alacaklarının ya da ülkenin resmi rezervlerinin artması sonucunu doğurur. Bunlar ödemeler bilançosunun alacaklı (aktif) işlemleridir. Bunun tersine, bazı işlemler de ülkeden döviz çıkışına neden olur veya ülkenin dışarıdaki alacaklarını azaltır ya da resmi rezervlerini küçültür. Bunlar da borçlu (pasif) işlemlerdir. İşlemler ödemeler bilançosuna gruplandırılarak kaydedilir. Buna göre ödemeler bilançosunun başlıca hesap grupları şunlardır; cari işlemler hesabı, sermaye hesabı ve resmi rezervler hesabı. Cari işlemler hesabına ülkenin dışarıya ihraç ve dışarıdan ithal ettiği mal ve hizmetlerle tek-yanlı transferler kaydedilir. Ülkeye giren ve ülkeden çıkan uzun ve kısa süreli sermaye ise sermaye hesabına kaydedilir. Eğer otonom bir şekilde yapılan cari işlemler veya sermaye işlemlerinin alacaklı ve borçlu kısımlarının toplamı birbirine eşitlenememişse bunu denkleştirecek işlemlere gerek vardır. Bu tür işlemler ise resmi rezervler hesabına girer. Bunlar altın, döviz ve IMF ile ilgili işlemlerdir.

 

 Özel Çekme Hakları (special drawing rights-SDR)

 

Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından 1970 yılında oluşturulan bir uluslararası ödeme ve rezerv aracı. Uluslararası likidite'yi güvenilir ve denetime tabi bir kaynağa kavuşturmak amacıyla kurulmuştur. SDR'ye göre altın veya döviz gibi bir karşılık bulundurmaya gerek yoktur. SDR, üye ülkelere IMF'daki kotaları oranında dağıtılır, başka bir deyişe, üye ülkelerin Fon'daki hesaplarına kaydedilir. Bir ülke dış rezerve ihtiyaç duyar ve SDR'sini kullanmak isterse, hangi ülkenin parasını, elde edecekse SDR'sini kullanmak isterse, hangi ülkenin parasını, elde edecekse SDR'sini o ülkeye devreder. Böylece kendisi dövize, karşı ülke de SDR'ye kavuşmuş olur. IMF yasası uyarınca üye ülkeler belirli bir sınıra ulaşıncaya kadar kendilerine devredilen SDR'leri kabul etmek zorundadırlar. SDR, hem bir rezerv aracı, hem bir hesap birimidir. Değeri sepet para tekniğine göre oluşur.

 

Sepet ABD doları, Japon yen'i, Alman mark'ı, Fransız frank'ı ve İngiliz sterlini gibi beş sanayileşmiş ülkenin ulusal paralarının belirli miktarlarından oluşur. Sepette her ülkenin parasının miktarı o ülkenin dünya ticaret ve ekonomisindeki ağırlığını yansıtacak bir orana göre belirlenmiştir. Sepetteki paraların biriminin değerindeki yükselme diğerinin (diğerlerinin) değerindeki düşme demek olacağından, bir bütün olarak SDR'ni değeri sabit olacaktır. SDR, fiziki varlığı olan bir para değil, bir hesap birimidir. Ancak bütün paraların değerinin değiştiği bir ortamda SDR'nin değerinin sabit kalması ona uluslararası bir değer standardı olma fonksiyonu kazandırmıştır. Bugün uluslararası borç ve alacakların miktarının saptanmasında SDR'den büyük ölçüde yararlanılmaktadır.

 

Özelleştirme (privatisation)

 

Dar anlamda Kamu İktisadi Teşekküllerinin mülkiyet ve yönetimlerinin özel kesime devrini ifade eder. Geniş anlamda ise ekonomik, mali, sosyal ve siyasal nedenlerle ulusal ekonomide kamu kesiminin ekonomik faaliyet hacminin daraltılması anlamına gelir. 1980'li yıllarda Batılı ve az gelişmiş ülkelerde kamu kesiminin ekonomik faaliyet hacminin daraltılması yönünde önemli girişimlerde bulunuldu. Avrupa ülkelerinde bu girişimin altındaki amaç, bütçe açıklarının kapatılması ve mülkiyetin tabana doğru yaygınlaştırılması idi. Az gelişmiş ülkelerde ise amaç, serbest piyasa ekonomisine geçiş, rekabet ortamının geliştirilmesi, yeni gelir kaynaklarının yaratılması ve kamu iktisadi teşebbüslerinde savurganlığın önlenmesine yönelikti. 1980'li yıllarda özelleştirme İngiltere'de, Federal Almanya'da ve ABD'de görülmüştür. Türkiye'de ise özelleştirme çabaları özellikle 1984'den sonra başlamış, 1985 İcra Planında konuya yer verilmiş ve bu doğrultuda bir Özelleştirme Master Planı hazırlanmıştır. Özelleştirme konusundaki temel yasa, 17.3.1984 tarih ve 2983 sayılı yasadır.

 

 Patent- (patent)

 

Yeni bir mal, üretim yöntemi ya da herhangi bir yenilik bulan kimseye, bu yeniliğe yalnız kendisinin sahip olması, başkalarının onu kullanmasını veya kopya etmesini engelleme hakkı veren ayrıcalık, imtiyaz. Patent sahibi dilerse, bu buluşu üzerindeki hakkını, belli bir bedel karşılığı başkalarına devreder veya kiralayabilir. Birincisine patent satışı, ikincisine de lisansı anlaşması denir.

 

 Patentler çeşitli şekillerde olabilir. Mekanik bir patent, yeni bir makine veya aletin icadı; üretim yöntemi patenti, üretimde daha üstün veya etkili bir metod bulunması; dizayn patenti de mamul malın daha değişik biçimde tasarımı ile ilgili olabilir.

 

Permi (permit, licence)

 

Ruhsat ya da izin belgesi. Hükümetin yapılmasını izne bağladığı faaliyetleri gerçekleştirmek isteyen kimseler yetkili makamlara başvururlar. Başvurusu kabul edilenlere de izin belgesi anlamında permi verilir.

 

Petro-dolar (petro-dollars)

 

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)'nce Arap ülkelerinin petrolü batılı ülkelere karşı bir silah gibi kullanmak istemeleriyle 1973 sonları ve 1974 başlarında petrole yaptığı büyük zam ve 1979'da ikinci büyük zamla batılı ülke ekonomilerinden çekilip OPEC ülkelerinin kasalarına giren ve petrol ihracatçısı ülkelerde petrol ihracı yoluyla oluşan büyük dolar rezervleri veya fonlar.

 

Prebisch, Raoul D.

 

1964'te ilk kez Cenevre'de toplanan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD)'in Genel Sekreterliğini yaptı. Ticaret hadlerinin uzun dönemde tarımsal ürün ihraç eden az gelişmiş ülkeler aleyhine değişmekte olduğu görüşünü meslektaşı Hans Singer'le ortaya koyduklarında literatürde "Singer-Prebisch Tezi" olarak tanındı.

 

Rekabetçi Ekonomiler (competitive economies)

 

Gümrüklerle korunan, endüstrileri birbirinin benzeri olan ülkelerin ekonomileri. Ekonomik birlik sözkonusu olunca üye ülkelerin ekonomileri ne derece rekabetçiyse birleşmeden sağlanacak yarar o kadar fazla olur.

 

 Resesyon (recession)

 

 Ekonomik faaliyetlerde duraklama, gerileme, işsizliğin artması, milli gelirin düşmesi. Resesyon ekonomik duraklama ve geriye gidişin nisbeten ılımlı olan şeklidir.

 

 Resmi Döviz Kuru (official exchange rate)

 

Sabit kur sistemlerinde hükümet tarafından belirlenen döviz kuru, genellikle bir birim yabancı para başına ulusal para miktarı şeklinde ifade edilir. Piyasada oluşan kurların, resmi kur etrafında belirli sınırlar arasında (%5, %10) değişmesine izin verilir. Merkez bankasının müdahaleleri sonucunda piyasa döviz kurları resmi döviz kuru etrafında belirli sınırlar içinde istikrara kavuşturulur.

 

 Revalüasyon (revaluation)

 

 Sabit kur rejiminde dış ödeme fazlası veren bir ülkede, bu fazlalıkları giderek dış dengeyi sağlamak üzere, hükümet kararıyla resmi döviz fiyatının düşürülmesi (ulusal paranın dış değerinin yükseltilmesi)'dir. Revalüasyon yapan ülkeler, güçlü bir ekonomiye sahip olup dış piyasalarda yüksek derecede rekabetçidirler.

 

 Sabit Döviz Kuru Sistemi (fixed exchange rate system)

 

 Bir ülke ulusal parasının sabit kur üzerinden büyük bir yabancı ülke parasına, altına ya da özel çekme hakları (SDR) gibi para sepetine bağlandığı sistemlerdir. Döviz kurlarının değişken kur sistemleride olduğu gibi, piyasadaki arz ve talep güçlerine bağlı olarak her an değişmesine izin verilmez. Hükümetin kendi ulusal parası ile yabancı para (veya altın) arasında belirlemiş olduğu sabit fiyata parite denir. Genellikle, piyasada oluşan kurların parite etrafında belirli sınırlar içinde dalgalanmasına izin verilir. Üst ve alt yönündeki bu dalgalanma sınırları ne kadar geniş tutulursa sisteme o kadar esneklik kazandırılmış olunur. Bretton Woods Sisteminin dayanmış olduğu ayarlanabilir sabit kur sistemi de temelde bir sabit kur sistemi idi. Bu sistemde ABD dışındaki her ülke ulusal parasını sabit kurlardan ABD dolarına bağlanmıştır ("dolar paritesi"). ABD ise doların değerini altın cinsinden tanımlamıştır. Bretton Woods Sisteminde ilk şekliyle ulusal paraların dolar paritesi etrafındaki dalgalanma marji +%1 idi. Sabit kur sistemlerinde ana ilke resmi kurların olabildiğince belirlenen düzeyde sürdürülmesidir. Konvertibl paralı ülkelerde piyasa kurlarının parite etrafında öngörülen sınırlar içinde sürdürülmesi, merkez bankasının döviz piyasasına yaptığı müdahalelerle gerçekleştirilir. Şöyle ki, döviz fiyatları, piyasada izin verilen en yüksek düzeyin üzerinde yükselmeye başlayınca merkez bankası, piyasada döviz satışında bulunur. Aksine, kurun alt sınırın altına düşme durumunda ise piyasadan döviz satın alır. Kambiyo denetim rejimi uygulayan ülkelerde ise rejim kurları sürdürmek için merkez bankasının piyasaya müdahalelerine gerek kalmaz.Samuelson, Paul
 
Ancak bu sistemlerde de döviz karaborsası, ortaya çıkan doğal sonuçlar arasındadır. Serbest kur sisteminde başka önlemlerle dış açıkları giderleme olanağı kalmayınca ülke resmi döviz fiyatlarını yükseltir yani devalüasyon yapar. Dış ödeme fazlası veren ülkeler revalüasyona giderler. Günümüzde bir kısım az gelişmiş ülkeler pazarlarını büyük bir ülkenin pazarlarına (dolar, sterlin, frank gibi) bağlayarak sabit kur sistemini sürdürmektedirler.
 
Bu arada Avrupa Topluluğu üyeleri de ulusal paralarını sabit kurlarda ECU'ya bağlanarak bir para sahası oluşturmuşlardır. Bunlardan ayrı olarak bir kısım ülkeler paralarını SDR'ye, bir kısım da özel olarak oluşturulan para sepetlerine bağlamışlardır.
 
 
 

 

 

Sanayileşme (industrialization)

 

 Sanayi kesiminin geliştirilmesi, sanayinin ekonomik faaliyetler içindeki yerinin artırılması, sanayide dayalı olarak ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi. Sanayi kesiminin kalkınmayı doğrudan özendirici etkileri genellikle tarım kesiminden daha yüksek olduğundan bütün az gelişmiş ülkelerde sanayileşme, iktisadi kalkınmanın temel taşı olarak benimsenmiştir.

 

 Savaş Ekonomisi (war economy)

 

 Bir savaş sırasında veya savaşa hazırlık döneminde, hükümetin koyduğu kısıtlayıcı önlemlerle sivil üretim ve tüketimin kısılması ve kıt ekonomik kaynakların savaş araç-gereçlerinin üretimine tahsis edilmesi durumu.

 

 Serbest Bölgeler (free zones)

 

Coğrafi alan olarak bir ülke sınırları içinde bulunmakla birlikte gümrük sınırları dışında tutulan yani dış ticaret, gümrük ve öteki mali mevzuatın uygulanmadığı bölgelerdir. Sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş olup giriş-çıkış kontrollü ve ancak belli noktalardan yapılır. Serbest ticaret bölgeleri, serbest üretim bölgeleri, serbest limanlar ve serbest bankacılık alanları başlıca türleridir. Bu bölgelerin ihracatı özendirme, yabancı sermayenin ve ileri tekniklerin girişini hızlandırma, istihdam yaratma, verilecek hizmetler karşılığında doğrudan döviz kazandırma gibi yararlı etkileri vardır. Bununla birlikte kaçakçılığa yol açma, yerli sanayi karşısında haksız rekabet doğurma ithalata bağımlılığı artırma gibi olumsuz etkiler de doğurabilir.

 

Serbest Piyasa Ekonomisi (free market economy)

 

 Ekonomik faaliyetlerin tam rekabet şartları içinde serbestçe yapılabildiği, ekonomik sorunların çözümünün devletinin ekonomiye müdahalesi ile değil, fiyat mekanizması aracılığı ile gerçekleştiği ekonomi. Arz ve talebin temel belirleyici olarak kabul edildiği bu tür ekonomilerde, fiyat mekanizmasının iyi işlemesi, dıştan herhangi bir müdahale ile bozulmaması halinde, bu mekanizmanın gerek mal ve hizmet piyasalarında, gerek üretim faktörünü piyasalarında kıt kaynakların en iyi biçimde kullanımını, en hızlı biçimde yüksek üretim ve refah seviyesinin gelişmesini ve ekonomiden en yüksek ve refah seviyesine ulaşılmasını sağlayacağı savunulur.

 

 Serbest Ticaret (free trade)

 

 Kısıtlayıcı önlemlerin bulunmadığı ticaret türü. Bu tür ticarette, ister ulusal ister uluslararası olsun hiç bir devlet denetimi sözkonusu değildir. Serbest ticaretle her türlü müdahale ve gümrük duvarı kalkmıştır ve istenildiği gibi kar elde etme serbestisi vardır. Bu tür bir uygulama, dünya ticaret hacminin artmasına ve ülkeler arası dayanışmanın oluşmasına yol açmaktadır. Serbest ticaret, ticaret ilişkisine giren birimler arasında rekabet doğurur. Ülke içinde üretilen mallar, yurt dışında hiçbir engel ile karşılaşmadan dünya piyasasına çıkar ve değerlenir. Ayrıca, üretimde kullanılan yabancı girdiler de yine dünya fiyatlarında sağlanabilir. Haksız rekabeti önlemek amacıyla serbest ticarette de çeşitli sınırlamalar getirilebilmektedir.

 

 Serbest Ticaret Alanları (free trade zones)

 

 Özel bir gümrük rejimidir. Bir ülkenin coğrafi sınırları içinde bulunmakla birlikte, gümrük sınırlarının dışında sayılan bir serbest bölge uygulamasıdır. Genellikle bir limanın bitişiğinde kurulan ve sınırları iyice belirlenmiş bulunan yerlerdir. Kuruluş amaçları ticari faaliyetlerin bu bölgelerde yoğunlaşmasını sağlamaktır. Çeşitli ülkelerden mallar, gümrük vergisi ödenmeden bu yerlere girer ve buralardan çıkarlar. Serbest ticaret bölgelerinde bakım, onarım, paketleme ve ufak tefek imalat işleri de yapılabilir. Ülkenin iktisadi ve mali mevzuatının hiç uygulanmadığı serbest ticaret bölgelerine "açık" (open), kısmen uygulandıklarında "kapalı" (closed) bölgeler adı verilir.

 

 Serbest Ticaret Bölgeleri (free trade areas)

 

 İktisadi birleşme hareketlerinden birisi. Genellikle aynı coğrafi bölgede yer alan, iktisadi sistemleri ve gelişme düzeyleri birbirine benzeyen bir grup ülkenin aralarındaki ticarette gümrük tarifelerini (ve öteki kısıtlamaları) kaldırarak ticareti serbestleştirmeleri şeklinde oluşturdukları birlik. Gümrük Birliğine benzer. Fakat serbest ticaret bölgelerinde gümrük birliklerinden farklı olarak dışa karşı bir ortak gümrük tarifesi yoktur, diğer bir deyişle, her ülke üçüncü ülkelere karşı kendi özel tarifelerini uygular. O bakımdan serbest ticaret bölgeleri, gümrük birliklerine göre daha gevşek ilişkilere dayalı birleşmelerdir.

 

 Günümüzde serbest ticaret bölgelerinin en önemli örneklerinden birisi Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA) dır. Serbest ticaret bölgelerinde üyelerin dışa karşı uyguladıkları gümrük tarifesi oranlarının farklı olması ticareti saptırıcı etki doğurabilir.

 

 

 

 Serbest Üretim Bölgeleri (free production zones)

 

 Özel gümrük rejimlerinden biridir. Diğer bir deyişle, bu bölgeler coğrafi olarak ülke sınırları içinde fakat gümrük hattının dışında sayılırlar. Örneğin buralara giren yabancı mal veya girdilerden bir gümrük vergisi alınmaz. Bölge sınırları kesin olarak saptanmış olup giriş ve çıkışlar belirli kapılardan ve denetim altında yapılır. Genelde, hafif sanayi malları üretim veya montajının yapıldığı yerler durumundadır. Ev sahibi ülke açısından ihracatın özendirilmesi amacına yöneliktir.

 

 Sermaye ihracı (capital export)

 

 Bir ülke sakinlerinin yurt dışında sermaye yatırımı yapmaları. Geleneksel yolları, yurt dışında dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapılması, yabancı piyasalardan tahvil ve hisse senedi satın alınması, yabancı bankalarda mevduat hesaplarının açtırılması veya hükümetin diğer ülke hükümetlerine ya da uluslararası kuruluşlara borç vermesidir.

 

 Sert Para (hard currency)

 

 Diğer ulusal paralara göre değeri sabit kalan veya yükselen konvertibl paralar. Sert paralar döviz piyasalarında talebi yüksek olan paralardır. Bu da o paranın ilgili olduğu ülkenin ekonomik gücünün bir göstergesidir. Teknolojik gelişme hızı yüksek, işsizlik ve enflasyon sorunlarını çözümlemiş, verimliliği artan ve dış piyasalarda etkin rekabetçi durumunda olan ülkelerin paraları sağlam para veya sert para görünümündedir. Bunun aksi de yumuşak paradır.

 

 Sıcak Para (hot money)

 

 Ülkeler arasında kolayca yer değiştirebilen parasal fonları ifade için kullanılan bir terim. Bu kısa süreli fon akımları, uluslararası faiz farklılıkları, döviz kurlarında değişme olasılığı, vergi oranlarındaki değişiklikler, enflasyon ve öteki iç ekonomik güçlükler, siyasal istikrarsızlıklar vb. faktörlere karşı son derece duyarlıdır. Özellikle Eurodollar piyasasında bu fonlar sözkonusu aktörlerin etkisine bağlı olarak dolaşır dururlar. Dış ödeme güçlükleri içinde bulunan bazı ülkeler örneğin faiz oranlarını yükseltmek suretiyle bu fonların ülkeye girişini özendirmeye çalışırlar. Geçmişte ABD de bu politikaları denemiştir. Sıcak para fonları girdikleri ülkenin dış ödemeler bilançosu durumunu olumlu şekilde etkilerler, çıktıkları ülkelerde dış dengeyi bozalar.a

 

 Sınır Ticareti (border trade)

 

 İki komşu ülke arasında anlaşmalara bağlı olarak yapılan özel bir dış ticaret rejimi. Sınırın iki yakasındaki insanların ihtiyaçlarının karşılanması için karşılıklı olarak mal alım satımını öngörür. Ülkeleri, sınır ticaretine yönelten nedenlerin başında yakın komşuluk ilişkileri ve taşıma giderlerinden kaçınmak düşüncesi gelir. Normal ihracat ve ithalat işlemlerine uygulanan pek çok formalite bu tür ticarete uygulanmaz. Türkiye'de sınır ticaretinin sınırların denizlerle ayrılmış olması durumundaki karşılığı kıyı ticaretidir.

 

Singer Prebisch Tezi
 

Smith, Adam

Alman İktisatçı Hans Singer ile Arjantinli İktisatçı Raoul Prebisch tarafından ayrı ayrı ortaya atılan ve özellikle II. Dünya Savaşından sonra yaygınlık kazanan bir görüş. Buna göre, uzun dönemde ticaret hadleri tarım ürünü ihraç eden az gelişmiş ülkeler aleyhine ve sanayi ürünü ihraç eden gelişmiş ülkeler lehine değişmektedir. Böyle bir sonuç, az gelişmiş ülkelerde ulusal hasılanın bir bölümünün sanayileşmiş ülkelere aktarılması anlamına gelir. Prebisch, bu tezin etkisiyle az gelişmiş ülkelere kalkınma için yoğun koruyuculuk duvarları arkasında sanayileşmeyi önermiştir. Ticaret hadlerinin uzun dönemli seyriyle ileri sürülen ve bu tezi destekleyen açıklamalar vardır. Bunlardan bir kısmı, zamanla tarım ürünlerine olan dünya talebi azalırken sanayi ürünlerine talebin artmasını göstermeye yöneliktir. Bir kısım nedenlerde az gelişmiş ülkelerin yararlanamamalarıyla ilgilidir. Örneğin hızlı teknolojik gelişmenin üretimi artırması ve fiyatlrı düşünmesi, oysa monopolcü kuruluşların ve işçi sendikalarının yokluğu dolayısıyla bu verimlilik artışlarının ülkede tutulamaması ve düşük fiyatlar şeklinde karşı ülkelere aktarılması gibi. Üçüncü bir faktör olarak da azgelişmiş ülkelerde ekonominin yapısal esnekliğinin çok düşük olduğu, o nedenle kaynakları fiyatı düşen sektörlerden diğer sektörlere kaydırmanın güçlükleri üzerinde durulmaktadır. Bu tartışmalar bu günde devam etmektedir. Az gelişmiş ülkeler bugörüşlerin de etkisiyle sanayileşme çabalarına hız vermişler ve bozulan ticaret hadlerinden doğan kayıplarının karşılanması için kendilerine daha fazla kaynak transferi sağlamasını savunmuşlardır.
 
 
(1723-1790)
 

 

 

 Spesifik Tarife (specific tariff)

 

 İthalatta gümrük tarifelerinin ithal edilen malların fiziki birimi başına alınması yöntemidir. Malın ağırlık, miktar veya hacim gibi birimleri başına alınan özel bir vergi görünümündedir. Bu vergilerin tersi, malın değerinin belirli bir oranı şeklindeki ad valorem vergileridir. Specific vergiler, sabit bir miktarda tahsil edilmeleri dolayısıyla, malın fiyatı yükseldikçe koruyucu etkisi azalan vergileridir. Diğer bir deyişle, yüksek enflasyon dönemlerinde bu vergilerin yükü azalar. Ayrıca, bu vergiler kaliteye göre de bir ayırım yapmadıkları için, ithalat yüksek kaliteli, pahalı mallara doğru yönelik. Bununla birlikte, malın değerinin tahmini veya belgelendirmesini gerektirdiği için idari yönden uygulanması kolay vergilerdir.

 

 Stagflasyon (stagflation)

 

 Bir ekonominin aynı anda hem işsizlik, hem de enflasyon içinde bulunması durumud. 1973'de patlak veren dünya enerji buhranı ile ulusal ekonomilerde bazı şeylerin değiştiği, hızlı fiyat artışları ile birlikte yaygın işsizlik olaylarının bir arada yaşanmaya başladığı görülmüştür. Stagflasyon 1970'li yıllardan sonra ekonomi literatürüne girmiştir.Standart
 
 
 

 

 

 Stand-by Kredileri (stand-by credits)

 

 ABD'nin çeşitli ülkelerde askeri ve siyasal nedenlerle iş başındaki hükümetleri desteklemek için verdiği krediler.

 

 Sübvansiyon (subsidy)

 

 Devletin kişi veya kurumlara para, malve hizmet şeklinde yaptığı karşılıksız yardımlar. Devlet, çeşitli sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek üzere üreticiye, tüketiciye ve ihracatçıya dolaylı yollarla sübvansiyon verebilir.

 

 Swap Anlaşmaları (swap agreements)

 

 İki ülkenin merkez bankaları arasında yapılan anlaşmalarla, ihtiyaç doğduğu durumlarda belirli miktarlara kadar ulusal paralarının karşılıklı olarak değiş-tokuş edilmesi ve belirli süre sonunda da kullanılan bu paraların geriye verilmesi. Bu anlaşmalar, döviz kurlarında ortaya çıkabilecek ani ve şiddetli değişmeleri gidermek veya yumuşatmak amacına hizmet etmektedir.

 

 Switch Ticareti (switch trading)

 

 Buna "üç yanlı ticaret"de denir. Kliringli ticaret şeklinin doğurabileceği özelbir tür ticarettir. Kliringli ticaret yapan ülkeler arasında dönem sonunda hesaplar denkleşmemiş olsun. Bu durumda, hesabı denkleştirmek için borçlu ülke tarafından önerilen malları alacaklı ülkenin ihtiyacı yoksa, ya da başka bir nedenle bumalları reddederse, sözkonusu ülke üzerindeki ithal haklarını, bir iskonto karşılığında üçüncü bir ülkeye devrederek konvertibl döviz elde eder. Üçüncü bir ülkenin devreye girmesiyle gerçekleştirilen bu tür ticarete switch ticareti adı verilir.(1)

 

 Takas (barter, clearence of indebtedness)
 

 

 

 Tarife-dışı Araçlar (non-tariff tools)

 

 Devletin dış ticarete müdahalede bulunmak için gümrük tarifeleri dışında kullandığı araçlardır. Bunlar genellikle ithalatın kısıtlanması amacına yöneliktir. Ancak bir kısmı da ihracatın özendirilmesine hizmet edebilir. Tarife-dışı araçlar arasında miktar kısıtlamaları geleneksel olarak önemli bir yer tutar. Bunlar da ithalat kotalarından, ithalat ve ihracat yasaklamaları ile kambiyo denetim önlemlerinden oluşur. Ayrıca tarife benzeri engeller, gönüllü ihracat kısıtlamaları, ihracat teşvikleri ve devletin ticaret yapması öteki tarife dışı araçlar arasında yer alırlar.

 

 Teknolojik Bağımlılık (technological dependence)

 

 Bir ülkenin kullandığı teknolojileri kendisinin üretememesi ve bunları sürekli dışardan ithal etmesi durumnad bulunması.

 

 Teknolojik Gelişme (technological progress)

 

 Yeni bir mal veya mevcut olanların daha ucuz ve kaliteli biçimde elde edilmesini sağlayan her türlü buluş, yenilik, yöntem ve süreçler.

 

 Teknoloji Transferi (transfer of technology)

 

 Gelişmiş ülkelerdeki özel veya resmi kuruluşlarca üretilen yeni teknolojilerin öteki ülkeler tarafından satın alınmasıdır. Teknoloji, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin sonucunda üretilmektedir. Teknoloji, ekonomik büyüme ve Kalkınma açısından en etkili faktörlerden birisidir. Teknoloji transferi ya dolaylı ya da dolaysız yollardan gerçekleştirilir. Sözgelimi ülke yabancı makeni ve donatım satın alma ilgili teknolojileri de ithal etmiş olur. Burada dolaylı yoldan transfer sözkonusudur. Bunun aksine ülke, yaptığı patent satınalımı ve lisans anlaşmaları ile teknolojiyi yalın halde de ithal edebilir. Bu da dolaysız transfer yoludur. Bilimsel konferans ve yayınlar, teknik yardım programları da dolaysız yollar arasında yer alır.

 

 Tercihli Tarife (preferential tariff)

 

 İki veya daha fazla ülkenin aralarında bir ticaret anlaşması yaparak karşılıklı olarak birbirlerinden yaptıkları ithalata düşük gümrük tarifesi uygulaması.

 

 Tereyağı Dağları (butter mountains)

 

 Avrupa Topluluğu'nda uygulanan yüksek fiyatlı tarımsal destekleme politikası dolayısıyla, tarımsal ürünlerin arzında ortaya çıkan aşırı artışları ifade için kullanılan bir deyim. Süt için de "süt gölleri" benzetmesi yapılır. Belirlenen yüksek fiyatlardan ortaya çıkan ürün fazlalarını ilgili kamu kuruluşları satın alarak stoklar. Bu stoklar ise daha fazla az gelişmiş ülkelere gıda yardımı şeklinde verilerek ya da başka şekillerde elden çıkartılır. Avrupa Topluluğu'nun ortak tarım politikası, yol açtığı kaynak israfı dolayısıyla önemli eleştirilere konu olmuştur.

 

 TIR Sözleşmesi (contract of transit international route)

 

 1959'da Cenevre'de uluslararası karayolu taşımacılığını düzenlemek üzere imzalanan çok-yanlı bir sözleşmedir. TIR sözleşmesine göre kapalı kamyonlar veya treylerler tarafından çekilen konteynerler içinde taşınan ithal malı eşyadan, ülke sınırları arasında transit geçiş sırasında hiçbir vergi, resim veya harç alınamaz. Bir kaçakçılık ihbari ve şüphesi olmadıkça taşıt aracında bir arama da yapılamaz.

 

 Ticaret (trade, commerce)

 

 Arapça kökenli bir kelime. Kar amacıyla mal veya öteki değerli şeylerin alım-satım faaliyetleridir. Ticaret işlemlerinin görüldüğü yere de ticarethane denir. Genellikle, tarım ve sanayi gibi üretime dönük faaliyetlerden farklı bir iş koludur. Ticaret, mevcut değerlerin (mal, kıymetli evrak, vs. gibi) el değiştirme ilkesine dayanır. Ticaretten elde edilen kazançlar da ötekifaaliyetler gibi gayri safi milli hasılanın bir bölümüdür. Ticaret, elde edilen kazançlar da öteki faaliyetler gibi gayri safi milli hasılanın bir bölümüdür. Ticaret, malların zaman ve yer faydasını artırarak katma değere katkıda bulunmaktadır. Genellikle iç ve dış ticaret diye ikiye ayrılır. Yurt dışından mal ve hizmet alım-satım işlemleri dış ticareti oluşturur. Ticaret, malların üreticilerden tüketicilere ulaşmasına aracılık etme faaliyetidir. O bakımdan yalnızca alım-satımdan ibaret olmayıp mallayıp, taşınması, depolanması, finansmanı vs. gibi hizmetleri de kapsar.

 

  Ticarette Ayırım Yapmama İlkesi (non-discrimination principle)

 

 GATT'ın uluslararası ticareti serbestleştirmek veya geliştirmek için benimsediği ilkelerden birisidir. Buna göre üye ülkelerden birisi diğerine gümrük indirimi biçiminde bir ödün verirse bunu diğer bütün ülkelere de uygulanması gerekir. Diğer bir deyişle üye ülkeler birbirine karşı ayrım gözetici uygulamalarda bulunamazlar. Bu, esasında en fazla kayırılmış ülke kuralının GATT tarafından benimsenmiş şeklidir.

 

  Ticaret Ünvanı (trade mark)

 

 Ticari işletmesi tanıtan, onun gerçek veya tüzel kişiliğini temsil eden isim ya da işaret.

 

 Transit Taşımacılık (transit trade)

 

 Bir iş adamının yabancı ülkeden satın aldığı malları yine kendi ülkesinin dışında üçüncü bir ülkeye satarak ana

 

 Transit Ticaret (transit trade)

 

 Bir iş adamının yabancı ülkeden satın aldığı malları yine kendi ülkesinin dışında üçüncü bir ülkeye satarak ana ülkesine döviz kazandırması. Döviz geliri sağlayan bir işlem olması bakımından aynen ihracata benzer. Bu tür ticarette kullanılan dövizler, hükümet tarafından tahsis edilmiş olabileceği gibi, ticaret yaban kişinin kendisi tarafından veya mahsup yoluyla sağlanmış olabilir. Ayrıca üçüncü ülkeye satılmak üzere ülkeye giren mallar ya transit olarak çıkar ya da antrepollarda bir süre bekletildikten ve üzerlerine bazı ufak tefek imalat işleri yapıldıktan sonra yollarına devam ederler.

 

 Tröst (trust)

 

 Firmalarin tek bir yönetim altında birleşmeleri durumudur. Birleşen firmaların tüzel kişiliklerinin sona ermesi ve geçici olmamaları, onları kartellerden ayırır.

 

 Tüneldeki Yılan (snake in the tunnel)

 

 Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye ülkelerin 1972-1979 yılları arasında uyguladıkları para sistemi. 18 Aralık 1971 tarihinde Washington'da Smithsonian Enstitüsünde toplanan on büyük sanayileşmiş ülkenin temsilcisi, Amerikan Dolarının başlıca paralar karşısında devalüe edilmesi kararını almışlardır. Toplantıda ayrıca, ulusal paraların dolar etrafındaki sınırlarının da toplam %2'den %4.5'e çıkartılması kabul etilmişti. Bu ise doların dışındaki iki ulusal para arasındaki toplam dalgalanma marjının yüzde 9 olması anlamına geliyordu. Oysa, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu kuran ülkeler aralarında daha sıkı bağlarla bağlanmış bir iktisadi ve mali birlik kurmayı amaçlıyorlardı. Bu ise her şeyden önce sözkonusu ülkelerin paralarının sabit kurlardan birbirine bağlanmasını gerektiriyordu. Dolayısıyla AET ülkeleri Smithsonian Toplantısında alınan bu karara uymakla birlikte, kendi ulusal paraları arasında özel bir düzenlemeye gittiler ve iki AET ülkesinin parası arasındaki en yüksek dalgalanmayı toplam %2.25 oranıyla sınırlandırdılar. Böylece bu ülkenin paraları "iki bağlı" bir kur sistemine tabi oluyordu. Şöyle ki, üye ülkeler paralarının dolar karşısında toplam dalgalanma sınırlarını %9'a çıkartıyor, fakat kendi paralarının birbirine karşı dalgalanmasını ise toplam %2.25 ile sınırlandırıyordu. Bu uygulama Smithsonian Enstitüsü binasının altındaki tünelin içinde bir yılana benzetilmiştir. Çünkü dolara karşı daha yüksek dalgalanma sınırları, tünelin genişliğine, Avrupa paraları arasındaki da sınırlı dalgalanma yılana benzetiliyordu.

 

 Smithsonian kur düzenlemelerinden sonra uluslararası mali alandaki panik durulmadı, aksine giderek arttı. Bunun sonucunda 1873 Şubat'ında dolar ikinci kez devalüe edildi. 16 Mart 1973'de Avrupa ülkeleri aldıkları kararla ulusal paralarının dolara olan bağımlılıklarını kaldırdıklarını (paralarını dolar karşısında dalgalanmaya bırakmaları) fakat kendi paraları arasındaSmithsonian Anlaşmasında belirledikleri dar dalgalanma sınırlarını sürdüreceklerini dünyaya ilan ediyorlardı. Böylece Bretton Woods Sistemi'nin yıkılmış olmasının yanında "yılan" da "tünel"den kurtulmuş oluyordu. Buna da "tünelsiz yılan" adı verilir.

 

 Ucuz Emek Ülkeleri (cheap labour countries)

 

 Sanayileşmiş ülkelerde, işgücünün bol, dolayısıyla ücretlerin düşük olduğu az gelişmiş ülkeleri ifade için kullanılan bir deyim. Özellikle, koruyuculuk tartışmalarında kullanılır. ABD'de dokuma, giyim, vs. gibi emek-yoğun endüstrilerinin temsilcileri ucuz-emek ülkelerinin ihraç ettikleri benzer mallarla rekabet edemeyeceklerini, o bakımdan gümrük tarifeleri ve öteki kısıtlayıcı önlemlerle bu endüstrilerin korunmasını isterler. Bu amaçla örneğin "lobicilik" yapar. Kongre üyeleri ve hükümet üzerine baskıda bulunurlar. Ancak bilimsel açıdan gerçek durum şudur ki, sanayileşmiş ülkelerdeki bu tür endüstriler verimliliği nisbeten düşük olan endüstrilerdir. Bunların korunmasından çok, kaynakların daha verimli endüstrilere kaydırılması ülke açısından daha yararlıdır.

 

 Ufak Ülke (small country)

 

 Uluslararası ticarette kullanılan bir kavram. Coğrafi ya da nüfus açısından ufak olmaktan çok ekonomik bir kapsam taşır. Şöyle ki, ufak ülke bir alıcı ya da satıcı olarak, sözkonusu malın uluslararası fiyatlarını ve öteki piyasa koşullarını etkileyemez. Bu anlamda, "fiyat-kabullenen" durumundadır. Oysa "büyük" ülkeler büyüklüklerinden dolayı bir tür monopolcü güce sahiptirler. Satın aldıkları veya sattıkları miktarları değiştirerek dünya fiyatlarını etkileyebilirler.

 

 Uluslararası İktisat (International Economics)

 

 

 

 Uluslararası Likidite (international liquidity)

 

 Uluslararası ödemelerin finansmanı için ülkelerin sahip oldukları resmi dış rezervlerin ya da ödeme araçları stoklarının toplamı. Genellikle ülkelerin resmi dış rezervleri merkez bankaları tarafından tutulur ve bu rezervler altın, döviz, özel çekme hakları (SDR) ve IMF rezerv pozisyonlarından oluşur.

 

 Dünya ticaretinin ve mali akımlarının giderek genişlemesi, uluslararası likiditenin de artırılmasını gerektirir. Ancak, uluslararası likiditenin tam olarak dünya ihtiyaçlarına uygun bir oranda artırılması gerekir. Likiditenin ihtiyaçtan daha yüksek oranda artırılması, uluslararası ekonimiy enflasyona sürükleyebilir. Çünkü bu durumda ülkeler aşırı biçimde harcamalarını genişletici politikalar izlemeye koyulabilirler.

 

 Uluslararası Rezervler (international rezerves)

 

 Uluslararası borç ödemelerinde kabul edilen her türlü aktif. Buna göre ülkelerin para otoritelerinin elinde bulunan altın ve konvertibl dövizler ile IMF'deki çekme kolaylıkları, özel çekme hakları, uluslararası ödemelerde kabul edilebilir niteliğe sahip olan kısa vadeli resmi ve özel alacak senetleri ve tahvilleri ile diğer kredi kolaylıkları uluslararası rezerv olarak kabul edilir. Bu tanım uluslararası gayri safi rezervleri ifade etmektedir. Uluslararası net rezervleri bulabilmek için, bir ülkenin dışarıya olan kısa vadeli borçlarının toplam rezervlerinden çıkartılmaları gerekir.

 

 Uluslararası rezervler ülkenin dış ödemelerindeki dengesizliğin finansmanını sağlayan önemli bir araçtır. Ülkeler uluslararası rezervleri ödemeler dengesi açıklarını kapatmak, yani ayarlama yapmak ve böylece döviz kuru istikrarını sağlamak için ellerinde tutarlar. Ülkelerin ellerinde bulunan uluslararası rezervler ne kadar çok olursa döviz kuruna istikrar kazandırmak o derece mümkün olur.

 

 Uluslararası Sermaye Akımları (international capital flows)

 

 Ulusal sınırları açarak ülkeye giren ya da ülkeden çıkan sermaye, ticari amaçla uluslararası özel sermaye akımı ile kalkınma yardımı niteliğindeki uluslararası resmi sermaye akımlarından oluşur. Resmi sermaye, genellikle uzun-vadelidir. Özel sermaye akımları ise kısa veya uzun vadeli olabilir. Örneğin ihracatçı kredileri, yabancı ülkelerde açtırılan banka mevduat hesapları, mevduat sertifikası alım satımları, kısa vadelidir (süresi 1 yıldan az). Buna karşılık yabancı tahvil ve hisse senedi alım satımlar ile dolaysız yabancı sermaye yatırımları uzun vadeli sermaye akımı kapsamına girerler. Bir ülkeye yabancı mali sermaye girişi o ülkede döviz arzının artması demektir. Dolayısıyla ulusal paranın değerini yükseltici etki yapar. Tersine sermaye çıkışı, ulusal paranın değerini düşürücü etkide bulunur. Ödemeler bilançosu açısından tüm sermaye girişleri dış açıkları giderici (fazlalıkları artırıcı), tüm sermaye çıkışları da bu dış açık doğurucu veya açıkları artırıcı etkide bulunur.

 

 Uluslararası Ticaret (international trade)
 

 

 

 İktisat literatüründe ulusların birbirleriyle niye mal ve hizmet alışverişinde bulunduklarını, diğer bir deyişle ticaret yaptıklarını açıklamaya yönelik birçok teori geliştirilmiştir. Bu teorilerin bazıları uluslararası ticareti ülkeler arasındaki verimlilik farklılıklarına, bazıları faktör yoğunluğu farklılıklarına, bazıları ticarete konu olan malların o ülkelerde bulunmamış olmasına, bazıları ise o malın üretiminde mutlak veya karşılaştırmalı olarak bir üstünlüğe sahip olmasına bağlıyarak açıklamışlardır.

 

 Uluslararası Ticaret Politikası (international trade policy)

 

 Devletin ekonomik kalkınma, döviz gelirlerini artırma, döviz giderlerinden tasarruf, yurtiçi mal arzını ve fiyat istikrarını sağlama gibi nedenlerle, mal ve hizmet ithalat ve ihracatını düzenlemek üzere yaptığı müdahaleler. Bu müdahale genellikle belirli malların ülkeye girişini sınırlandırma veya tamamen yasaklama amacına yönelik olabileceği gibi, bir kısım dış ticaret faaliyetlerinin özendirilmesi amacı da güdülebilir. Örneğin yerli üretimin korunması için ithalatın kısıtlanması, birinci gruba, döviz gelirlerinin arttırılması amacıyla ihracatın özendirilmesi ikinci gruba girer. Kısıtlamaya yönelik müdahale araçları arasında örneğin gümrük tarifeleri, kotalar ve öteki miktar kısıtlamaları yer alır. İhracatı özendirici araçlar arasında da vergi iadesi, ucuz kredi, gümrük vergisi bağışıklıkları vs. bulunmaktadır.

 

 Uluslararası Ticaret Rezervleri (rezerves of international trade)

 

 Bir ülkenin dış ödemelerinde kullanılmak üzere belirli bir anda bulundurduğu uluslararası ödeme araçları stoku. Rezerv olarak tutulan ödeme araçları altın, döviz, özel çekme hakları (SDR) ve ülkenin IMF'deki rezerv pozisyonlarıdır.

 

 Uluslaraşırı Şirket (transnational corporation)

 

 En az iki yabancı ülkede, düzenli ve sürekli faaliyetleri olan, bir ya da birkaç ülke kökenli tüm kuruluşlar olup, birden çok ülkede üretim ve dağıtım faaliyetleri yürüten şirkettir.

 

 Uruguay Görüşmeleri (Uruguay Round)

 

 GATT çerçevesinde yapılan çok-yanlı ticaret görüşmelerinin sekizincisi. 1986 yılında Uruguay'ın başkenti Punta Del Este'de başlamış ve dört yıl sürmüştür. Görüşmeler iki bölüm halinde yürütülmüştür. Birinci bölümde mal, ikinci bölümde ise hizmetler ticareti konuları ele alınmış. Mal ticaretiyle ilgili olarak dünya mal akımlarında daha fazla serbesti sağlanması, çok-yanlı ticaret sisteminin güçlendirilmesi, GATT'ın etkinliğinin arttırılması gibi amaçlardan hareket edilmiştir. Somut olarak ise, gümrük tarifelerinin daha fazla indirilmesi, ancak geçmiş görüşmelerde bu konuda sağlanan başarılar dolayısıyla daha çok tarife dışı engellerin (miktar kısıtlamaları dahil) kaldırılması, tropik ürünler ticaretinin tamamen libere edilmesi, balıkçılık, orman ürünleri, madenler gibi sosyal kaynaklar kökenli ürünlerde daha fazla liberasyona gidilmesi, tekstil, giyim, demir-çelik gibi malların ticaretindeki "gönüllü ihracat kısıtlamaları"nın kaldırılması ve dünya tarım ürünleri ticaretinin serbestleştirilmesi gibi konular ele alınmıştır. Tarım konusu toplantılarda özel bir ağırlık taşımıştır. Uygulamaya bakıldığında, hemen hemen bütün ülkelerde tarım kesimi yoğun bir hükümet desteğine konu olmaktadır. Tarım üzerindeki bu koruyuculuk yalnız az gelişmiş ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de çok yaygındır. ABD'nin ve özellikle AT'nin özel tarımsal destekleme programları vardır. Tarım, ilk kez Uruguay Görüşmelerinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bu toplantılarda dünya tarım ürünleri ticaretinin arttırılması için tarım kesimine verilen sübvansiyonların azalması, uluslararası piyasaya daha rahat geçiş olanağı sağlanarak bu alanda dış rekabetn arttırılması gibi konular tartışılmıştır. Uruguay Görüşmelerinin ikinci bölümü, hizmetler ticaretiyle ilgilidi. Hizmet sektörü ulaştırma, haberleşme, sigortacılık, bankacılık, turizm, inşaat vs. gibi faaliyetleri kapsamaktadır. Son yıllarda hizmet sektörü hızla gelişen ve önemli istihdam yaratan bir sektör durumuna gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde bu sektörün milli gelir içindeki payı %50'nin üzerindedir. Oysa, dünya ticaretin hizmet sektörünün payı oldukça düşüktür. Uruguay görüşmelerinde uluslararası hizmet ticaretinin arttırılabilmesi için bu sektör üzerine konan ulusal kısıtlamaların kaldırılması ve uluslararası hizmet alışverişinin kolaylaştırılması tartışılmıştır. Uruguay toplantıları bu nedenle 1990 yılı sonlarında herhangi somut bir sonuç elde edilemeden anlaşmazlıkla sonuçlanmıştır.

 

 Üçüncü Dünya (the third world)

 

 II. Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu sistemin ortaya çıkmasıyla NATO ve Varşova Paktı üyeleri dışında kalan Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerini ifade etmekle birlikte iki kutuplu dünya modelini ve bu modellerden herhangi birini kabul etmeyen ülkeler açısından farklı bir sistem arayışını da belirtir.

 

 
 

 

 

 Sanayi devrimi XVIII. asrın ortalarında buhar gücünün sanayiye uygulanması ile İngiltere'de ortaya

 

 Yabancı Sermaye (foreign capital)

 

 Bir ülkedeki mevcut sermaye stokuna başka bir ülkenin sahipliğindeki ilave sermaye katkısı. Bir ülkedeki yabancı sermaye özel dolaysız (doğrudan) yabancı sermaye yatırımları ile portöy (portfolyo) yatırımlarından oluşur. Portföy yatırımları, tasarruf sahiplerinin bir faiz veya dividant geliri elde etmek için uluslararası sermaye piyasalarında menkul değerler satın almalarını ifade eder. Özel dolaysız yabancı sermaye yatırımları ise, bir ülkeden diğerine transfer edilen sermayenin, o ülkede yatırıma dönüşmesidir. Bu tür yatırımlar, bir firmanın yabancı ülkede şube açması, mevcut bir yerli firmayı satın alarak veya sermayesini artırarak kendisine bağlı bir şirket kurması şeklinde gerçekleşebilir.

 

 Yabancı sermayenin ülkeye her zaman döviz şeklinde girmesi gerekmez. Bunun yanıda makina ve donatım şeklinde gelebileceği gibi lisans, paten, teknik bilgi (know-how) gibi fikri haklar ve hizmetler şeklinde gelebilir. Ayrıca yabancı sermaye işletmelerinin karları oto-finansman yoluyla yeniden yöneltilmeleri de dolaysız yabancı sermaye yatırımı olarak kabul edilir.

 

 Yayılma Etkisi (spread effect)
 

 

 

 Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen (new international economic order)

 

 1950'lerin sonları ile 1960'ların başlarında eski sömürgelerin bağımsızlıklarına kavuşması ile azgelişmiş ülkelerin sayısında hızlı artışlar oldu. Ancak, az gelişmiş ülkeler mevcut uluslararası ekonomik ve siyasal düzeni kalkınmalarına yardımcı olmadığı, aksine, gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkların daha da büyümesine yol açtığı gerekçesiyle eleştirmeye başladılar. Gelişmiş ülkeler arasında bu konuda yapılan tartışmalar kuzey güney diyaloğu diye bilinmektedir. Az gelişmiş ülkelerin mevcut uluslararası ekonomik düzen konusundaki memnuniyetsizlikleri sanayileşmiş ülkelerle aralarındaki refah farklarının giderek büyümesinde mal ihracat ve ithalatı, mali kaynak temini bakımından gelişmiş ülkelere bağlı olmaları gibi nedenlerden ileri geliyordu. Ayrıca mevcut uluslararası ekonomik ve siyasal düzenin temelini oluşturan uluslararası kuruluşlar da sanayileşmiş ülkelerin etki ve denetimi altında bulunuyordu.

 

 Yeşil Pazar(green market)

 

 1958 Temmuz'unda Stresa Konferansında alınan kararlara göre, sanayi ürünlerinde olduğu gibi, tarim ürünleri alanında da üyeler arasındaki tarifeler ve öteki dış ticaret kısıtlamalarının kaldırılmasıyla oluşturulan ortak tarım politikası.

 

 Yumuşak Para (soft currency)

 

 Sert paranın tersidir. Döviz piyasaları üzerindeki hükümet müdahalelerinin derecesi arttıkça, diğer bir deyişle, kambiyo denetimi uygulaması yaygınlaştırıldıkça o ülke parasının "yumuşaklık" derecesi de artar. Bu tanımlamaya göre konvertibl olmayan paralar yumuşak paradır. Ancak konvertibilite tanımakla birlikte dış ticaret açıklarını, sermaye ihracı ve benzeri nedenlerle kambiyo işlemlerinin çeşitli kısıtlamalara tabi olduğu ülkelerin parası da yumuşak para durumundadır. Sürekli değer kaybına uğradığı için, bu tür yumuşak paralara döviz rezervleri arasında yer vermek doğru olmaz. Sert paralı bir ülkenin yumuşak paralı bir ülkeye o ülkenin (alıcı ülkenin) parası cinsinden ihracatta bulunması da güvenli bir yol değildir. Bu gibi ülkelere ya sert bir para cinsinden ihracat yapmak ya da uğranılacak kaybı telafi edecek ölçüde yüksek fiyatlardan mal satmak gerekir. İki yumuşak paraları ülkenin bazı zorunlu ihtiyaçlarını birbirlerinden karşılaşmalarının bir yolu bu ülkelerin takas veya kliringe başvurmalarıdır

 

Bir ülkenin diğer ülkelerle yaptığı ekonomik ve mali işlemleri inceleyen Ekonomi Bilim Ülke ile dış alem arasındaki mal ve hizmet akımı yanında uluslararası emek, sermaye ve teknoloji akımlarını da kapsar. O bakımdan uluslararası iktisat kavramı yalnız mal ve hizmet ithalat ve ihracatı konu olan dış ticaretten daha geniştir. Uluslararası iktisatın bazı ana konuları şunlardır: Ülkelerin neden dış ticaret yaptıklarını, dış ticaretin yarar ve bileşimini inceleyen uluslararası ticaret teorisi (soyut teori), döviz piyasası ve ödemeler bilançosunu konu alan parasal uluslararası iktisat teorisi, gümrük tarifeleri, kotalar ve öteki dış ticaret kısıtlamalarını içeren dış ticarete devlet müdahaleleri, bölgesel iktisadi birleşmeler ve GATT gibi dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yaklaşımları, sanayileşme ve dış ticaret, uluslararası para sorunları.

 

 

 Uluslararası İşbölümü
Gelişmiş ülkelerin sanayi ve teknoloji ürünlerinde, azgelişmiş ülkelerin de hammadde ve yarı mamül ürünlerde uzmanlaşması şeklinde gelişmiş ülkeler lehine işlediği kabul edilen, farklı ülkelerin farklı malların üretiminde uzmanlaşması sistemi.
 
Dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasını oluşturmalarına karşın, az gelişmiş ülkeler mevcut düzen içerisinde ağırlıklarını hissettiremiyorlardı. İşte bu düşüncelerle, az gelişmiş ülkelerle aralarındaki eşit ve hakça ilişkilere dayalı, yoksulluğu yeryüzünden kaldırmayı amaçlayan ve az gelişmiş ülkelerin ekonomik yönden kendi kendine yeterli duruma gelmelerine yardımcı bir Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen (YUED) kurulmasını savunmaya başladılar. Böyle bir düzen herşeyden önce mevcut ekonomik ve siyasal güç yapısının değiştirilmesini ve az gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisinde daha etkin bir rol oynamalarını gerektirecekti. Bu yönden iki girişimlerden birisi, 1961 yılında bağlantısız ülkeler hareketinin ortaya çıkmasıdır. Bu arada, az gelişmiş ülkeler dikkatlerini Birleşmiş Milletler Teşkilatına çevirdiler. BM Genel Kurulunda çoğunluğu sağlamalarının bir sonucu olarak 1960'lı yılları "Birinci Kalkınma On-Yılı" olarak ilan ettiler. Bundan sonraki girişim 1964 yılında Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın Cenevre'de kendi kalkınma ve ticeret sorunlarını görüşmek üzere özel olarak toplanmasını sağlamak olmuştur. Böylece ilk UNCTAD toplantısı yapılmış oluyordu. Yine aynı gelişmelerin sonucu olarak 1970'li yıllar Birleşmiş Milletler tarafından "İkinci Kalkınma On-Yılı" ilan edilmişti. Fakat YUED konusundaki gelişmeler 1974 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 6. özel toplantısının yapılmasıyla zirveye ulaştı. Toplantıda yeni Uluslararası Ekonomik Düzen Kurulması kararı alındı ve bunu gerçekleştirmek için bir de Deklerasyon ve Eylem Planı benimsendi. Kuşkusuz bu kararın alınmasında az gelişmiş ülkelerin BM Genel Kurulunda sayıca çoğunlukta olmalarının büyük etkisi vardır. Toplantı sırasında Sosyalist Blok ülkeleriyle bir kısım İskandinav ülkeleri az gelişmiş ülkelere destek vermişler, fakat başta ABD olmak üzere öteki sanayileşmiş ülkeler buna karşı çıkmışlardı.
 
Sanayileşmiş ülkelerce desteklenmeyen bir uluslararası tasarının uygulanma şansının zayıf olduğu ise bilinen bir gerçekti. 1973 Dünya Petrol Buhranı, petrolü silah olarak kullanmaları dolayısıyla az gelişmiş ülkelere YUED'nin gerçekleştirilmesi konusunda önemli bir güç kazandırdı. Ancak daha sonra OPEC'in içine düştüğü anlaşmazlıklar bu gücü zayıflatmıştır. Gerçek durum şudur ki böyle bir YUED'in kurulması her şeyden önce az gelişmiş ülkelerin kendi aralarında birlik, dayanışma ve uyum içinde bulunmasını gerektirir. Nitekim sanayileşmiş ülkeler arasında böyle bir birlik ve dayanışma vardır. Az gelişmiş ülkeler arasında ise derin anlaşmazlıklar ve zaman zaman ortaya çıkan sıcak savaşlar, bu konudaki girişimlerin başarı şansını zayıflatmaktadır. Nitekim 1974'te YUED kararı alınmasından sonra gelişmiş ülkelerle çok sayıda görüşmeler yapılmışsa da bu konuda önemli bir ilerleme sağlanamamıştır ve YUED konusunda zamanla güncelliğini yitirmiştir.

 

Genellikle dış ticaretten kaynaklanan canlandırıcı etkiyi ifade için kullanılır. Buna göre, ihracattaki bir artışın en önemli etkisi, bunun ekonominin diğer sektörlerine yayılması ve oralarda da adam başına geliri yükseltmesidir. Genellikle ekonomik kalkınma düzeyi ile yayılma etkisinin derecesi arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunduğu kabul edilir. Bunun nedeni, ileri ülkelerde ihracat kesimiyle ekonominin geri kalan sektörleri arasında daha sıkı ilişkilerin bulunmasıyla ilgilidir. Az gelişmiş ülkelerde, özellikle ihracat kesiminin hammadde sağlamaya dönük olarak yabancı işletmelerin denetimi altında bulunduğu durumlarda bu kesimin ekonominin geri alan sektörleriyle olan bağlantıları adeta kopuk durumdadır. Böyle olunca, yayılma etkisi de o derece zayıf olacaktır. Hatta bazı iktisatçılar ters yönde, yani dışa dönük yayılmanın yurt içindeki yayılmadan daha etkisi olduğunu, dolayısıyla ülkenin ihracattaki bir artıştan net olarak kayba uğradığını belirtirler.
çıkmıştı. Fakat tarihsel gelişim aşamaları içinde teknolojide ortaya çıkan değişmeleri ifade için bazı çevrelerde, ikinci ve üçüncü sanayi devrimlerinden söz edilir. Birinci Sanayi Devriminden sonra 1870-1913 arasında özellikle çelik üretim yöntemlerinin geliştirildiği, elektrik, içten patlamalı motorlar, Atlantik-ötesi telgraf, radyo vs. gibi buluşların ortaya çıktığı döneme "ikinci sanayi Devrimi" derler. Bunun gibi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra teknolojide görülen şaşırtıcı buluşlar da "Üçüncü Sanayi Devrimi olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemin belli başlı buluşları arasında nükleer enerji, sentetik mallar, bilgisayar teknolojisi, mikroelektronik teknoloji gibi yenilikler sayılabilir.

 

Üçüncü Sanayi Devrimi (third industrial revolution)

 

Uluslararasında gerçekleşen mal ve hizmet akımları. Uluslararası ticaretin iç ticaretten farklı, birincisinin dövizle yapılması ve gümrük tarifeleri, kotaları, döviz kontrolleri gibi çeşitli uygulamalara konu olmasıdır.
ülkesine döviz kazandırması. Üçüncü ülkeye satılmak üzere ülkeye giren mallar ya transit olarak çıkar, ya da antrepolarda bir süre bekletildikten ve üzerlerinde bazı ufak tefek imalat işlemleri yapıldıktan sonra yollarına devam ederler.

 

Döviz kullanılmadan yapılan bir dış ticaret şeklidir. İki ülke bir anlaşma ile aralarındaki ticareti takas esasına göre yürütülebilirler. Diğer bir deyişle, bu ülkeler birbirlerinden mal alıp (ithalat) karşılaştığında mal satarlar (ihracat). İki ülkenin paraları arasında belirlenen değişim oranı sadece alınıp satılan malların değerini ölçmeye yarayan bir "hesap birimi" görevi yapar. Takas yoluyla ticaretin biraz daha geliştirilmiş şekli kliring'tir. Gerek takas gerekse kliring, malları serbest dövizle satamayan ülkelerin başvurdukları yollardır. Dünya ticaretinin büyük ölçüde zedelendiği iki savaş arası dönemde iki-yanlı (bilateral) takas uygulamaları oldukça yaygındı.

 

Üretilen malların nitelik, ölçü ve görünümlerinin konulmuş bulunan kural ve normlara göre tipleştirilmesi aynı örneğe uydurulması, tek biçimleştirilmesi durumu.

 

İktisat'ın bir bilim haline gelmesi Adam Smith ile başlatılır. İskoç asıllıdır. An inguiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations (Ulusların Zenginliğinin Nitelik ve Nedenlerinin Araştırılması)klasikleşmiş ünlü eseridir. Tüm Klasik İktisat Ekolü, yani Ricardo'dan başlayıp Marshall ve Pigou'ya kadar uzanan temel ekonomik düşünce, Adam Smith'in bu çalışmasına dayanır. Tarıma aşırı ağırlık veren fizyokratların görüşlerini reddetti. Ona göre emek, değerin temel ölçüsüdür. Fakat fiyatlar piyasada arz ve talebe göre belirlenir. Hizmet sektörünün reel servete katkıda bulunacağını kabul etmiştir. İşçinin becerisinin artmasında işbölümü temel etkendir. Üretim artışı zorunlu olarak piyasa hacmi ile sınırlıdır. Verimli işgücünün oranı ise sermaye birikimine bağlıdır. İşbölümü emeğe yardımcı olmak üzere tesis ve makinaların üretimine yol açar, ayrıca da istihdamı artırır. İşgücünün istihdamı da ücret fonuna bağlıdır. Çünkü işçinin çalışabilir duruma gelebilmesi için asgari ihtiyaçların karşılanması gerekir. Smith, ekonomik hayatta bir uyumun varlığını kabul etti ve hükümet müdahalelerinin en aza indirilmesini savundu. Bireyleri ekonomik davranışlarda bulunmaya yönelten neden kişisel çıkarlardır. Herkes kendi bireysel çıkarları peşinde koşmakla aynı zamanda toplumun çıkarlarına da hizmet etmiş olur. Kişiler arasında serbest rekabet esastır. Ekonomik hayatta düzen sağlayan bir "görünmez el" vardır. Bu da fiyat mekanizmasıdır. Devletin müdahaleleri de bu mekanizmayı bozar. Ekonomik etkinliği azaltır.
 
Şöyle ki, bölge içindeki tarifeleri yüksek ülkede bulunan bir ithalatçı, dışardaki bir ülkeden ithalat yaparken, bu malları önce bölgedeki düşük tarifeli ülkeye ithal eder. Böylece düşük oranda tarife ödedikten sonra kendi ülkesine sevkeder. Gümrük Birliklerinde ortak gümrük tarifesinin benimsenmiş olması bu tür sakıncaları önler.

 

İktisat profesörü. Mal ticareti yoluyla uluslararası faktör fiyatlarının eşitliğinin sağlanması, tercihler yaklaşımını uygulaması ve 1939'da ilk kez hızlandıranla çoğaltanın karşılıklı etkileşiminden sözetmesiyle bilinir.

 

Bir ülkenin bir dönem içerisinde dış ülkede yaptığı tüm ekonomik işlemlerin sistematik biçiminde tutulan kayıtlarıdır. Ödemeler bilançosu genellikle yıllık olarak düzenlenir. Ödemeler bilançosu ülkenin milli gelir ve kalkınma hızı, enflasyon oranı, ücret düzeyi, gelir dağılımı, dış borçları vs. gibi temel ekonomik değişkenleriyle yakından ilgilidir. Dış ödemeler bilançosu hükümetlerin uyguladıkları ekonomik ve mali politikaların sonuçlarının bir aynası durumundadır. Dış ödemeler bilançosuna bakılarak ülkenin ekonomik durumu hakkında oldukça sağlıklı bilgiler edinilebilir.
Yükleniyor...
ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı : Şifre :